Geçmişime
sevgili eski ben, üzülme dediklerinde inanmamıştın ya; geçti işte. izi kaldı ama artık acıtmıyor. bu kadar sıkı tutunma, biraz bırak. seni bekleyen güzel günler sandığından yakın.
Toplulukta dolaş, sana dokunan satırlara denk gel.
sevgili eski ben, üzülme dediklerinde inanmamıştın ya; geçti işte. izi kaldı ama artık acıtmıyor. bu kadar sıkı tutunma, biraz bırak. seni bekleyen güzel günler sandığından yakın.
Giden her şey bir iz bırakır; kimi bir koku, kimi bir şarkı, kimi de hiç kapanmayan bir kapı.
her sessizliği doldurmak zorunda değiliz. bazen iki kişi hiç konuşmadan da anlaşır. en derin sohbetler kelimelerin bittiği yerde başlar.
annemin ellerine bakıyorum son zamanlarda; yorulmuşlar. bir gün o eller olmayacak diye düşününce içim ürperiyor. keşke daha çok sarılsam, keşke daha az tartışsak.
Herkes seni ayakta durduğun kadar bilir. Nasıl ayakta durduğunu bir sen bilirsin, bir de Allah. Kim bilir, kaç gece kendi içine ağladın da sabah kimse gözlerindeki kızarıklığı fark etmedi. Kaç kez bir…
bir lamba, bir defter, bir de ben. gece yarısı dünyanın geri kalanı susunca kelimeler daha net geliyor. gündüz kaçanlar gece beni buluyor.
her gece üçte uyanıyorum, sebepsiz. sanki içimde bir şey beni dürtüyor, 'hâlâ halletmedin' diyor. neyi halletmem gerektiğini bilmiyorum ama uyku kaçıyor işte.
söylemek istediğim o kadar çok şey vardı ki hepsi boğazımda düğümlendi. sonra o gitti, cümleler içimde kaldı. artık onları kime söyleyeceğimi bilmiyorum, belki de hiç kimseye.
en zor yolculuk bir şehre değil, kendi içine olanı. orada kaçamayacağın bir ayna var. çoğu insan ömrü boyunca o aynaya bakmamak için koşturuyor.
telefonum her titrediğinde o mu diye bakıyorum. koca insanım, bir bildirime bağlanmışım. kimseye söyleyemem ama uzun zamandır bu kadar canlı hissetmemiştim.
İçime bir duvar ördüm, tuğla tuğla, yıllarca. Şimdi kimse giremiyor, ama ben de çıkamıyorum.
bugün hiçbir yere yetişmem gerekmiyordu. perdeyi araladım, kahvemi yaptım, uzun uzun oturdum. bazen en güzel lüks, acelesi olmayan bir sabah.