Pencere
Camın buğusuna adını yazdım, sonra sildim. Kalması için değil, bir an var olsun diye.
Toplulukta dolaş, sana dokunan satırlara denk gel.
Camın buğusuna adını yazdım, sonra sildim. Kalması için değil, bir an var olsun diye.
bana açıldığında ben de aynısını hissediyordum ama korktum, 'bakarız' dedim. o da gitti. bazen doğru insanı yanlış zamanda değil, yanlış cesaretle kaybediyoruz.
sonbahar aslında hüzünlü değil, sadece dürüst. her şeyin bir sonu olduğunu en açık o söylüyor. yaz bize yalan söylüyordu, hep böyle kalacak gibi. sonbahar geliyor ve fısıldıyor: hiçbir şey kalıcı…
bugün özel bir şey olmadı ve bu çok iyiydi. işe gittim, geldim, yemek yaptım, kitap okudum. bazen en huzurlu günler, anlatacak hiçbir şeyin olmadığı günler.
herkes duyulmak istiyor ama az kişi dinlemek istiyor. oysa dinlemek de bir konuşma biçimi; en cömert olanı. bazen birine yapabileceğin en güzel şey, sadece susup yanında durmak.
bugün sebepsiz yere iyiyim. sabah kahvem güzel oldu, dışarısı güneşli, kimse canımı sıkmadı. bazen mutluluk büyük şeylerde değil, sadece kötü bir şeyin olmadığı sıradan bir günde saklıymış.
Herkese iyi olduğumu söyledim. Buraya, sadece buraya doğrusunu yazıyorum.
babama 'seni seviyorum' demeden kaybettim. o kuşak öyle değildi, ben de öyle olamadım. şimdi mezarında söylüyorum ama duyan yok.
telefonumda hâlâ kayıtlı bir numara var, aramayacağımı bile bile silemiyorum. silince gerçekten bitmiş olacak sanki. bazen sadece 'var olması' yetiyor insana.
bu benim istediğim hayat değil. ne iş ne şehir ne de bu rutin. ama değiştirmeye de cesaretim yok. her sabah aynı yola çıkıyorum ve içimden 'bir gün' diyorum. o gün hiç gelmiyor.
en çok kalabalıkta yalnız hissediyorum. herkes gülüyor, ben gülmeye çalışıyorum ama olmuyor işte. sonra eve gelip ışıkları kapatınca bi rahatlıyorum. garip ama gerçek. belki de yalnızlık kalabalıkta…