Bu saatlerde
saat gece üçü geçiyor yine uyuyamadım. bu saatlerde her şey daha dürüst oluyor sanki. gündüz taktığımız maskeler düşüyor. keşke insanlar birbirine hep bu saatteki gibi konuşsa.
Toplulukta dolaş, sana dokunan satırlara denk gel.
saat gece üçü geçiyor yine uyuyamadım. bu saatlerde her şey daha dürüst oluyor sanki. gündüz taktığımız maskeler düşüyor. keşke insanlar birbirine hep bu saatteki gibi konuşsa.
herkes uyurken ben tavana bakıyorum. gündüz bastırdığım ne varsa gece geri geliyor. sabaha karşı uyuyup güne yorgun başlıyorum. ilk defa buraya yazıyorum bunu.
Şehir uyurken uyanık kalan tek şey, söylenmemiş cümlelerdi.
insanlar beni güçlü sanıyor. herkesin derdini dinliyorum, herkese oluyorum. ama benim derdimi soran kimse yok, ben de söylemiyorum. yorgunum.
hâlâ o şarkı çalınca duruyorum. kimseye söylemedim ama iki yıl oldu ve hâlâ aynı yerde takılı kaldım. herkes unut diyor, unutmak da bir yetenekmiş, bende yok.
İçimde bir sürü söz, hepsi kapının önünde bekliyor. Ama ben kapıyı hiç açmadım, korktum çıkarlarsa geri dönemem diye.
nehir engelle karşılaşınca durmuyor, kenarından dolanıyor. biz insanlar ise takılıp kalıyoruz. belki de akmayı ondan öğrenmeli; direnmeden ama teslim de olmadan.
eskiden çok gülen bir çocuktum. o çocuğu ne zaman kaybettim bilmiyorum. aynaya bakıyorum, tanıdık ama yabancı. onu geri istiyorum.
sabah çayımı balkonda içtim, güneş tam yüzüme geliyordu. küçük ama tam bir mutluluk. bunları yazmazsam unutuyorum, o yüzden buradalar.
Konuşmadan da anlaşmak mümkün; yeter ki aynı sessizliği paylaşabilelim.
gündüz herkes bir rol oynuyor. güçlü görün, mutlu görün, idare et. ama gece olunca, ışıklar sönünce maskeler de düşüyor. en dürüst itiraflar hep gece yarısı yazılır. çünkü karanlık, yargılamıyor.
bir sürü arkadaşım var ama gerçekten arayabileceğim kimse yok. gece 3'te bir şey olsa kimi ararım bilmiyorum. bu his en çok kalabalıkta vuruyor.