Kaygısız Kaygı
Bazen insanın önüne öyle büyük bir kaygı konur ki, geri kalan her şey anlamsızlaşır. Aklı yalnızca onu düşünür. Kalbi başka bir şey söylese de duymaz. İçinden gelen her sesi susturur, çünkü susturması…
Toplulukta dolaş, sana dokunan satırlara denk gel.
Bazen insanın önüne öyle büyük bir kaygı konur ki, geri kalan her şey anlamsızlaşır. Aklı yalnızca onu düşünür. Kalbi başka bir şey söylese de duymaz. İçinden gelen her sesi susturur, çünkü susturması…
İnsan kendisini kandırdığını bilmeden kandırabilir mi? Bir şeyden vazgeçtiğinde, “Böylesi daha doğruydu” dediğinde gerçekten doğru olanı mı seçmiştir, yoksa seçtiği şeyin doğruluğuna kendisini mi inan…
Karar vermek.. İnsan verdiği her karardan emin olabilir mi? Bir şeyi seçtiğinde, gerçekten onu istediği için mi seçmiştir yoksa başka bir seçeneğin ağırlığından korktuğu için mi? İnsan bazen en doğru…
her şey çok hızlı. yürürken bile koşuyoruz. bi gün durup etrafına baksana. o hep 'sonra' dediğin şeyler aslında şimdi oluyor ve geçiyor.
Nedir öngörmek, geleceği görmek mi? İnsan yarını görebilir mi? Hayır. Öngörmek, yarını görmek değil, bugünü doğru okuyabilmektir. Yağan yağmurun ardından yerlerin ıslanacağını bilmek gibi. Henüz olmam…
Emin olmak..İnsan neyden emin olabilir? Mesela yağmurlu havada dışarı çıktığında ıslanacağından emin olabilir. Gaybı mı gördü insanoğlu, nasıl emin oldu? Hayır, aklı var çünkü. Dışarıda yağmur yağıyor…
Zulüm nedir? İnsan hangi şartlarda zulüm görür? Veyahut neden biri diğerine zulmeder? Peki zulüm dediğimiz şey, sadece birinin diğerine yaptığı eylem midir? İnsan, kendisine de zulmedebilir mi? Evet,…
Hayatınızın hikâyesini yazarken kalemi başkasının tutmasına izin vermeyin.
Gitmek bir eylem, doğru..Lakin insan gidince ne hisseder? Nedir gidişinin sebebi, bazı gidişler kalamayıştan mı ibarettir? Unutmak peki, gidişin hangi kısmında? İnsan gittiği gün unutabilir mi? Kaygıl…
sabah ilk işim kahve yapmak. o buhar tüterken bi an duruyorum, gün henüz başlamamış, her şey mümkün gibi. sonra telefonu açıyorum ve büyü bozuluyor. keşke o ilk anı biraz daha uzatabilsem.
itiraf etmek zayıflık değil, en büyük cesaret. içindekini söylemek, yargılanmayı göze almak... belki de kendimize itiraf edemediğimiz için başkalarına da edemiyoruz.
gündüz herkes bir rol oynuyor. güçlü görün, mutlu görün, idare et. ama gece olunca, ışıklar sönünce maskeler de düşüyor. en dürüst itiraflar hep gece yarısı yazılır. çünkü karanlık, yargılamıyor.