İtiraf etmek
itiraf etmek zayıflık değil, en büyük cesaret. içindekini söylemek, yargılanmayı göze almak... belki de kendimize itiraf edemediğimiz için başkalarına da edemiyoruz.
Toplulukta dolaş, sana dokunan satırlara denk gel.
itiraf etmek zayıflık değil, en büyük cesaret. içindekini söylemek, yargılanmayı göze almak... belki de kendimize itiraf edemediğimiz için başkalarına da edemiyoruz.
bütün gün yağdı. camın kenarına oturup çay içtim, kimseyi aramadım kimse de aramadı. eskiden bu beni üzerdi, artık üzmüyor. yağmurun sesi yeterli bir arkadaş.
bir zamanlar birini çok kırdım. özür bile dileyemedim, gururum tuttu. o özrü hâlâ içimde taşıyorum. keşke geri dönebilsem.
sonbahar aslında hüzünlü değil, sadece dürüst. her şeyin bir sonu olduğunu en açık o söylüyor. yaz bize yalan söylüyordu, hep böyle kalacak gibi. sonbahar geliyor ve fısıldıyor: hiçbir şey kalıcı…
yalnızlık kötü bir şey değil, yalnız hissetmek kötü. bir odada tek başına huzurlu olabilirsin ya da kalabalıkta yapayalnız. mesele mekân değil, kiminle olduğun kadar kendinle olabilmek.
okumak kaçış mı, yoksa asıl hayata dönüş mü, hâlâ karar veremedim. bir kitabın içine girdiğimde dışarısı susuyor. belki de kaçış değil, sadece daha sessiz bir oda arıyorum.
cebinde hâlâ eski evin anahtarı vardı. kapı çoktan başkasınındı ama o anahtarı atamadı. bazı kapılar kapanır, ama anahtarları bizde kalır.
bir öğretmenim vardı, en zor günümde bana inanmıştı. hiç teşekkür edemedim, sonra kaybettik. keşke bir kez daha görsem de sadece 'sağ ol' desem.
en yakın arkadaşımı kıskanıyorum ve bundan utanıyorum. onu seviyorum ama her başarısında içimde bir şey burkuluyor. iyi bir insan değilim galiba.
insanlar beni güçlü sanıyor. herkesin derdini dinliyorum, herkese oluyorum. ama benim derdimi soran kimse yok, ben de söylemiyorum. yorgunum.
en çok kalabalıkta yalnız hissediyorum. herkes gülüyor, ben gülmeye çalışıyorum ama olmuyor işte. sonra eve gelip ışıkları kapatınca bi rahatlıyorum. garip ama gerçek. belki de yalnızlık kalabalıkta…