Diyemeden
babama 'seni seviyorum' diyemeden büyüdüm, o da bana. o kuşak öyleydi, ben de öyle oldum. şimdi telefonda sesini duyunca boğazım düğümleniyor, yine diyemiyorum.
Toplulukta dolaş, sana dokunan satırlara denk gel.
babama 'seni seviyorum' diyemeden büyüdüm, o da bana. o kuşak öyleydi, ben de öyle oldum. şimdi telefonda sesini duyunca boğazım düğümleniyor, yine diyemiyorum.
Gül dikeniyle küsmez; bekler, açar, solar, yine bekler. Sevmek de böyle bir sabır, yaralana yaralana güzelleşen.
her boşluğu doldurmak zorunda değiliz. bazen susmak söylenen her şeyden çok anlatır. en çok sustuğum anlarda büyüdüm, konuştuğum anlarda değil.
dolu bir odada bile yalnız hissedebiliyorum. herkes güler, konuşur; ben bir köşede izlerim. ait olmak nasıl bir şey, hâlâ tam öğrenemedim.
hep 'doğru zamanı bekliyorum' dedim. işi değiştirmek için, konuşmak için, gitmek için. ama doğru zaman diye bir şey yokmuş; sadece ertelediğim anlar varmış.
kalabalıkta herkesin sesine uyum sağlamaya çalışırken kendi sesimi unuttum. şimdi yalnız kaldığımda ne düşündüğümü bile bilmiyorum. birinin değil, kendimin olmam gerek.
hayatımla ilgili büyük bir kararı haftalardır erteliyorum. herkese danıştım ama asıl korktuğum kendi sesim. sanırım cevabı biliyorum, sadece duymak istemiyorum.
Fırtına ne kadar büyürse büyüsün, liman hep orada; sönük bir ışıkla, sabırla. Dönmesini bilene yol gösterir.
kafamdaki karmaşa kağıda dökülünce sıraya giriyor. iyi yazar mıyım bilmiyorum ama yazınca daha az kayboluyorum. terapi biraz bu galiba; kendine dürüst olabilmek.
herkesin derdini dinliyorum ama bana 'sen nasılsın' diye soran az. belki ben de sormayı beklemeden anlatmalıyım. ama o ilk cümleyi bir türlü kuramıyorum.
yalnızlık kötü değil, yalnız hissetmek kötü. bir odada tek başına huzurlu olabilirsin, ya da kalabalıkta yapayalnız. mesele mekân değil, kendinle barışık olup olmadığın.
yine bu saatteyim. şehir uyurken en dürüst hâlime kavuşuyorum. gündüz taktığım ne varsa gece düşüyor. karanlık yargılamıyor, sadece dinliyor.